Yazılarımız

MERSİNA HABER RÖPORTAJI “DÜŞÜNCENİZ NEYSE HAYATINIZ ODUR”

Hayat Düşüncenizden İbarettir

Kişisel Gelişim Uzmanı ve Yaşam Koçu Jülide Öztürk, Kanal 33’te yayınlanan ve Gazeteci Fatih Alkar’ın hazırlayıp sunduğu ‘Gündemin Nabzı’ programında Kuantum Düşünce Tekniği’ni, bu tekniğin insan hayatında nasıl kullanıldığını ve insan yaşamını nasıl pozitife çevirdiğini anlattı. İşte Gazeteci Fatih Alkar’ın, Yaşam Koçu Jülide Öztürk ile yapmış olduğu röportajın ayrıntıları:

Hayat Düşüncenizden İbarettir

Foto galeriye git  -Kısaca sizi tanıyabilir miyiz? 

 1976 doğumluyum. Uzun yıllar Mersin’de kurumsal şirketlerde İnsan Kaynakları yöneticiliği
yaptım, fakat bir gün hayalimin ve olmak istediğim yerin bu olmadığını farkettim. Hedef ve
hayallerimin peşinden giderek kişisel gelişim yolculuğuma başladım. 6 yıldır Yaşam Koçluğu
yapıyorum. Merkez ofisimiz İstanbul’da ancak tüm Türkiye’de bireysel terapiler yaparak ve
seminerler vererek çalışmalarımı sürdürüyorum. Çok mutluyum, çünkü çok doğru bir işte olduğumu
hissediyorum.
-Kuantum Düşünce tekniği nedir? Hayatımızı bilinçaltı yönetiyor derken ne demek 
istiyorsunuz?
 Düşünceleriniz ne ise hayatınız da odur. İşte Kuantum kısaca budur. Başka bir anlatımla; içte ne
varsa, dış dünyamız odur. Bunu açıklamamız için de bilinçaltının ne anlama geldiğini açıklamamız
gerekiyor. Bilinçaltı, hayatımızın yüzde 80’ini, bilinç kısmı ise yüzde 20’sini yönetiyor. Bilinç
düzeyinde hep çok para kazanmak, çok iyi bir evlilik yapmak, çok iyi bir kariyer sahibi, bolluk,
bereket içinde, sağlıklı, mutlu olayım diyorsunuz ama bilinçaltınız böyle çalışmıyorsa, yani çok para
kazanmak istiyorum deyip de, bilinçaltımızda “bu kadar çok para kazanırsam ben bu parayı idare
edemem” ya da “çok param olup sağlıksız olacağıma param olmasın” dersek çok para kazanamayız.
Neden? Çünkü yukarıda gaza basmak isteyen bir mekanizma, aşağıda ise frene basan bir mekanizma
var. Bilinçaltı her zaman kazanır. Çünkü insanı yüzde 80 bilinçaltı yönettiği için altta da bu bilgi
varken, dış dünyada bolluk ve bereket içinde yaşayamayız.
 İlişkilerle ilgili örnek verecek olursam; ikili ilişkilerde yaşanan en büyük sorun güvensizlik. Bu
kişilerin bilinçaltına bir bakıyorsunuz, ebeveynler çocuklarını şu cümlelerle büyütmüş: “Evladım,
insanlara güvenme, insanlar seni kandırırlar, aldatırlar.” Bir bakıyorsunuz o birey karşısındaki insana
güvenmiyor ve hep kendilerini aldatan insanları seçiyorlar, çünkü bilinçaltındaki bilgi bu. Bu nedenle,
bu bireylerin dış dünyada sağlıklı ve mutlu ilişkiler kurması mümkün değil.
-Kuantum Düşünce Tekniği ile ruhsal ve bedensel hastalıklarımız nasıl değişir?
 Öncelikle doktor olmadığımı belirtmek istiyorum. İnsanlara ilaçlara başlayın ya da ilaçları bırakın
gibi önerilerde asla bulunmuyoruz. Bizim hasta olmamıza sebep olan nedenler bilinçaltımızdaki
negatif düşüncelerdir. Kendini ifade edemeyen, insanları kırmamak için yeri geldiğinde hayır demesini
bilmeyen insanların hastalıkları; reflü, tiroid ve guatrdır. Yani ifade bölgesidir. Kişilerin ifade
edememesine sebep olan duygusunu değiştirdiğimiz zaman, bu ve bunun gibi pek çok hastalık
iyileşiyor. Kişi ilaçlarını doktora danışarak bırakıyor. Ayrıca, fobiler ve takıntılar bir seansla
iyileştirilebilen konulardır.
“HAYATINIZDAKİ SIKINTILARA ODAKLANMAK YERİNE, BUNLARI NASIL 
AŞABİLECEĞİMİZE ODAKLANMALIYIZ. ”
-İnsanoğlu teknolojinin esiri olmuş. Cep telefonlarımız susmuyor. Evden çıkarken eşiniz sizden 
ya bir şeyler almanızı istiyor ya da faturaları veriyor, borçları nasıl ödeyeceğimizi düşünüyoruz. 
Diğer yandan gün içerisinde trafik stresini yaşıyorsunuz, işyerinizde patronunuzla ya da 
müşterinizle çatışıyorsunuz. Böyle bir durumda nasıl huzur bulacağız?
 Bizler beden, zihin ve ruhtan oluşan varlıklarız. Her şeyden önce sevdiğimiz işi yapmalıyız. Sevdiği
mesleği yapan insan hayatı boyunca çalışmamış sayılır, çünkü o işini severek yaptığı için bir hobi
olarak görür ve keyifle çalışır. Ayrıca, hayallerimiz olmalı. Hayalleri olmayan bir insan, işe
yaramadığını düşünür ve mutsuz olur. Depresyonun en büyük nedenlerinden birisi de budur. Huzur
bulmak için yeteneklerimizi ve yaratıcılığımızı aktive etmeliyiz. Sevdiğimiz ne varsa, bütün
hobilerimizi yapmak için kendimize fırsatlar yaratmalıyız, kendimize iyi bakmalıyız. Doğru, güzel ve
pozitif düşünmeliyiz. Hayatımızdaki sıkıntılara odaklanmak yerine, bunları nasıl aşabileceğimize
odaklanmalıyız.
“KENDİ KIYMETİMİZİ BİLMEZSEK, KİMSE KIYMETİMİZİ BİLEMEZ”
-Önemli ve değerli olmak nasıl mümkün olacak? Çok dürüstüm, iyi bir şeyler yapmak 
istiyorum, var olmak, değerli olmak istiyorum, ama bir kişi diğerinden daha çok saygı görüyor 
bunu nasıl irdelerseniz?
 Değerli olmak derken, ‘başkalarına göre değerli olmak’ kavramıyla ben ilgilenmiyorum. Önce
kendi değerimizi bilmemiz gerekiyor. Kendi değerimizi nasıl biliriz? Bunun çok formülü var. Önce
kendi bedenimize iyi bakarak kendi kıymetimizi bilebiliriz. Örnek verecek olursak; ben güzel bir
yermek yaptığım zaman kendi elimi öperim, ellerime sağlık derim ya da alışverişe çıkarım kendime
hediye paketleri yaptırırım. Güzel bir iş başardığım zaman da kendimi tebrik ederim. Sürekli
kendimizi onaylayıp takdir etmemiz gerekiyor. Kendi kıymetimizi bilmedikçe, kimsenin bizim
kıymetimizi bilemeyeceğini düşünüyorum. Her şey insanın içinde başlar, içimizde ne varsa, dışarıda
da o vardır.
-Yapılan bütün araştırmalarda, Türk insanının yüzde 70’inin mutsuz olduğu ifade ediliyor. Bu 
yaşam kalitesini yakalayamamamızdan mı kaynaklanıyor? Baktığımız zaman herkesin arabası 
var, bazı ailenin iki arabası var, bazı aileler ise açlık sınırında, evine ekmek bile götüremiyor. 
Sosyal bir adaletsizlik var. Türk insanının mutsuzluğunu buna bağlayabilir miyiz? 
 Ben hayata ‘para eşittir mutluluk’ olarak bakmıyorum. Her meslek grubundan, ünlüler de dâhil
olmak üzere binlerce insanla çalışmış biri olarak, zihnimde şöyle bir istatistik oluştu. Çok zengin
ya da ünlü olan insanlar daha çok depresyona giren, daha çok hayatın anlamını arayan insanlardır.
Hepsini genellemiyorum ama birçoğu öyle. Boşanmaların daha çok ekonomik geliri yüksek
olan insanlarda olduğuna dair araştırmalar var. Ayrıca ‘düşük gelir grubunun’ kıtlık bilincinden
kaynaklandığını düşünüyorum. Bilinçaltımızda para, bolluk ve bereketle ilgili negatif inançlarımız
varsa bolluk ve refah içinde bir hayat yaşamayı bekleyemeyiz. Bu konuda değişime açık olmak ve
özgür irade çok önemli. Gerçekten değişmek istiyorsanız, herhangi bir konudaki negatif stratejilerinizi
değiştirdiğiniz zaman, bolluk bilincinizi de geliştirirseniz, parayı da, sağlığı da, aşkı da, huzuru da
kendinize çekersiniz. Bu nedenle para=güç=mutluluk şeklinde bir denklem yerine, “Ben kendimi
gerçekleştirmek için ne yapıyorum? Ben hayatta neden varım ve hayattan beklentilerim neler?
Hedeflerim neler? Ne olmak istiyorum ve ne için buradayım?” Bu soruların cevabını bulduğumuz ve
hayata geçirdiğimiz zaman keyifli bir yaşam sürebiliriz.
-Mersin çok kozmopolit bir kent ve çok farklı olaylarla karşılıyoruz. Geçen gün bir genç önce 
sevgilisini, sonra kendisini öldürdü. Biz ataerkil, feodal bir yapıdan geldik. Bunlardan dolayı 
mı biz sevdiğimizi öldürmek istiyoruz? Beni etkileyen bir başka olay, doktor bir ailenin 17 
yaşlarındaki bir çocuğu alkol, üstüne enerji içeceği ve uyuşturucu alıyor. Ailemizin bize verdiği 
güzel yaşantıyı bir genç olarak, hemen darmadağın edip kendimize zarar veriyoruz. Bu dengeyi 
bilinçaltımız nasıl yönlendirmeli?
 Alkol, uyuşturucu, sigara bağımlıları, panik atak ve depresyonda olan insanlarla çalışıyorum.
Bunların hepsinin kendimizi gerçekleştirememekten kaynaklandığını düşünüyorum. En başa
dönüyoruz ama hayattan beklentimiz ne, neyi seviyoruz? Çok paranın içinde de çok mutsuz olabiliriz,
cebimizdeki 10 TL ile de çok mutlu olabiliriz. Yaşamı ne kadar seviyoruz? Sevgi kavramını ne kadar
biliyoruz? Genellikle bu maddelere bağımlı olan insanlar, anne-baba sevgisinden, şefkatinden mahrum
olan insanlardır. Sevgi kavramını bilmiyorlar. Bu maddeleri kullanarak mutluluğu ve huzuru geçici
olarak bulmaya çalışıyorlar. Bütün bu yaşananların sebebi, ataerkil yapımızdan ziyade, mutluluğu ana
kaynağından, yani anne-babadan alamamaktır.
“DÜNYADA OLMASINI İSTEDİĞİNİZ DEĞİŞİMLERİN PARÇASI OLUN”
– Gazeteci-Yazar Çetin Altan, Türk toplumunun yüzde 80’inin mesleksiz bir toplum olduğunu 
söyler. Birçok sorunu ben buna bağlıyorum. Türk toplumu meslekli bir toplum olsaydı, her şey 
çok daha dinamik ve sevginin olabildiği bir toplum yapılanması mümkün olur muydu?
 Birçoğumuz sevdiğimiz mesleği yapmıyoruz. Bunu biraz da ülkemizdeki eğitim sistemine
bağlıyorum. Amerika’da, Avrupa’da çocuklar küçük yaşta yeteneklerine göre mesleklere
yönlendiriliyor. Bizde ‘altın bir bileziğin olsun’ sözü meşhurdur. Aileler çocuklarını doktor, avukat,
mühendis gibi mesleklere yönlendirir ve çocukların sevdikleri işi yapmalarına izin verilmez. Yıllar
önce 30 yaşlarında bir gençle çalıştım. Uçak mühendisliği okumuş olan danışanım bana şunu sordu;
“Bir kuruş para kazanamayacak olsam dahi benim hayalim tiyatroda oynamak. Aileme de karşı
gelemiyorum, ne yapabilirim?” Bir yanda ailesinin sevgisini ve onayını kaybetmeme korkusu, diğer
yanda hayali ve hedefi vardı. Yaptığımız seanslar sonrasında danışanım kariyerini bırakarak tiyatroya
başladı ve ünlü bir oyuncu oldu, çok ta paralar kazandı.
 Hayal ve hedeflerimizin peşinden gittiğimiz zaman mutlu oluruz. Bütün kırmızı halılar önünüze
açılır. Tabiî ki bu, kişinin kendisine bağlı çünkü özgür irade değişmek istemedikçe, hiçbir şey
yapamayız. Her neyi seçiyorsak, seçimlerimizin sonuçlarına da biz yaşıyoruz. Hedeflerimizden ve
hayallerinizden vazgeçtiğimiz an kaybettiğimiz andır.
-Dünyamızı, doğamızı, denizimizi kirletiyoruz. Biz de kirleniyoruz. Biz 2050 yılında nasıl bir 
dünyada yaşayacağımızı bile bile dünyayı kirletmeye devam ediyoruz. Son model arabamız var 
ama çekirdek kabuğunu yere atıyoruz. O zaman biz kendi kendimize eziyet eden mazoşist bir 
yapımız mı var?
 Aynen öyle olduğunu düşünüyorum ve Gandhi’nin bir sözünü sizinle paylaşmak istiyorum.
“Dünyada görmek istediğin değişimin parçası ol.” Dünyada barışın olması istiyorsak, önce kendimizle
ve etrafımızdaki insanlarla barışık olmamız gerekiyor. “Allah’ım kimseyi aç bırakma” diye dua
ediyorsak, bunun yanında ihtiyacı olan birisine de yardım etmeliyiz. Ya da yere çöp atana kızıyorsak,
önce kendimiz çöp atmamalı ve hatta yerde bir çöp gördüğümüzde onu alıp çöpe atmalıyız.
-Boşanmaların son zamanda artışını neye bağlıyorsunuz?
 En sık rastladığım ayrılma ve boşanma sebebi, insanların hayatlarına birisi girdiği zaman kendi
varlıklarından vazgeçmeleri. Örneğin; evlendik ve kendimizi tamamen eşime adayıp daha önce
yaptığımız sporu, kişisel bakımımızı, gezmeyi, eğlenmeyi, hobilerimizi tümüyle ya da çoğunlukla
bıraktığımız zaman, ikili ilişkilerimizde bireysel alanlarımızı yok etmiş oluyoruz. Yani kendi
varlığımızı birlikte olmak uğruna yok ediyoruz.
 Matematikte kümeleri hepimiz biliriz. Ayrık kümeler vardır. Birini kadın, diğerini erkek olarak
düşünün. Ortak payda yok, bu çok kopmaya müsait bir ilişkidir. Başka bir küme şekli kapsayan
kümelerdir. Herkes birbirinin hayatına müdahale ve baskıda bulunur. Her iki hayat ta iç içedir. Sürekli
olarak çiftler birbirlerine kısıtlamalar, yasaklar, engeller, kurallar, dayatmalar koyarlar. Bu ilişki
çıkmaza doğru giden bir ilişkidir. Kesişen küme örneğinde olduğu gibi, herkesin kendine ait bireysel
yaşam alanları olmalı. Bununla birlikte ortak paylaşılan alanlar da olmalı. İdeal olan ilişki şekli de
budur. Ayrıca, çocuğumuzla ya da eşimizle çok vakit geçirmek önemli değil, önemli olan onlarla
kaliteli vakit geçirmektir.
“DÜŞÜNCELERİNİZİ DEĞİŞTİRDİĞİNİZ ZAMAN DÜNYANIZ DA DEĞİŞİR”
-Neden çabuk öfkelenen bir toplumuz?
 Çünkü duygularımızı ve düşüncelerimizi olması gerektiği zamanda aktaramıyoruz. Örneğin ben
size kızdım. Eğer bu duyguyu içimde biriktirip bastırırsam ve size ifade etmezsem öfke oluşur ve
bu birikim nefret haline dahi dönüşebilir. Bu nedenle duygu ve düşüncelerimizi ertelenmeden ifade
etmeliyiz.
– Bizler de gazeteci olarak haberleri izlemek zorundayız ve bizim de bilinçaltımız zaman zaman 
olumsuz etkileniyor. Mutsuzluğa doğru adım atıyoruz diye düşünüyorum. Bu anlamda bizlere 
ne önerirsiniz? Güzel düşünmek için ne yapmak gerekiyor?
Acılardan beslenen bir toplumuz. Örneğin, kadın günlerinde herkes sorunlarından, hastalıklarından
bahseder, adeta acılarını yarıştırır. Mutlu olmaya alışkın bir toplum değiliz. Bu bilinçle yaşıyoruz. Bu
nedenle güzel düşünmek için önce zihnimizdeki kötü düşüncelerden arınmamız gerekiyor. Bunu önce
bireysel terapilerle gerçekleştirebiliyoruz, sonrasında ise birey bunu kendisi uygulayabiliyor. Bilinçaltı
yapılandıktan sonra adeta yeniden pozitif konuşmayı, pozitif düşünmeyi, her anlamda kaliteli ve mutlu
bir hayat yaşamayı öğreniyoruz.
– 45 milyon insan eline gazete bile almıyor. Dünyada en çok televizyon izleyen ikinci ülkeyiz. 
İnsanların yeterince bu bilinçte olmadığını düşünüyorum. Siz ne dersiniz? Ayrıca gazetelerin 3. 
sayfasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 Gazetelerdeki 3.sayfa haberlerini okumuyorum çünkü zihnimi, düşüncelerimi, enerjimi negatif
anlamda etkileyecek hiçbir şeyi yaşamımda barındırmıyorum. Ancak bilinçlenme konusunda şunu
söyleyebilirim; hepimizin aynı anda, aynı bilinçte olmamız mümkün değil elbette. Bu tıpkı şuna
benzer; ben üniversiteden mezun oldum diye herkesin aynı anda üniversiteden mezun olmasını
beklememeliyim.
-Türk insanı öğrenilmiş çaresizliği çok kullanıyor, neden?
 Düşünceniz ne ise hayatınız odur. Eğer aracınızın tekerinin patlak yerini onarmadığınızda nasıl
aracınız sürekli sarsılıyorsa, negatif düşüncelerinizi temizlemedikçe hep aynı negatif kısırdöngüleri
yaşarsınız. Düşüncelerinizi değiştirdiğiniz zaman dünyanız değişir. Hayat, kendinizi gerçekleştirmek
için bir vasıtadır. Hayata neden geldik, ne için varız? Tanrı bizi ne için yarattı? sorusunu ben şöyle
cevaplarım: “ Biz bu dünyaya kendimizi gerçekleştirmeye geldik. Kendimizi gerçekleştirmek bana
göre, sevdiğimiz, mutlu olduğumuz, istediğimiz şeyleri yapmak, istemediklerimizi ise yapmamaktır.”
‘CEP TELEFONUNU KAPAT, STRESİ AZALT’ KAMPANYASI BÜYÜYOR
– Cep telefonunun önemli bir stres kaynağı olduğunu düşünüyorum. Ben bir gazeteci olarak
‘Pazar günleri cep telefonumuzu kapatalım’ kampanyasını başlattım. Gazeteciler, doktorlar,
siyasetçiler pazar günleri cep telefonlarını kapatsınlar, streslerinin bir nebze de olsa azaldığını
görecekler. Bu kampanyamıza siz de katılmaz ister misiniz?
 Çok güzel bir kampanya tebrik ediyorum. Teknoloji elbette güzel bir şey ama hayatımızı yavaş
yavaş felç etmeye ve kaosa doğru sürüklemeye başladığını düşünüyorum. Bazı grup çalışmalarımda
danışanlarımın günde bir kaç saat telefon, internet, radyo, televizyon kullanmalarını yasaklıyorum.
Bu kampanyanıza ben de katılıyorum.